Benim Yolculuğum

RAŞİT AGAH GİRGİN
Instagram
Instagram has returned invalid data.

Takip et!

Arşivler
Sosyal Medya
Kategoriler
Koşuyorum

İSTANBUL MARATONU

By on 02/02/2018

Hemen başlığa bakıp maraton mu koşmuş bu diye sormayın. Lakin İstanbul’da 15K koştum ama bir sonraki sene için 42K hevesim bir kat daha arttı. 8 aydır koşan birisi olarak aslında az sayılmayacak sayıda yarışmaya katıldım. En azından benim için öyle. Ama bu yarışların şu ana kadar en önemlisi İstanbul maratonuydu. 14 haftalık bir koşu programıyla hazırlandığım İstanbul Maratonunun bir ayağı olan 15K’lık bölümünü kazasız ve sıkıntısız bir şekilde  1 saat 31 dakika 58 saniyede bitirdim ve 2039’uncu oldum. Bu katagoride erkek sporcu olarak yaklaşık 4200 sporcu yarıştı. Ben kişisel hedefim içinde kaldım. Başlarken 1:30 ile 1:34 arasında bitirmeyi hedeflemiştim. Aslına bakarsanız 3 ile 4’üncü kilometrelerdeki yavaşlamam ve konsatrasyon eksikliğim olmasa kesinlikle 1:30 altında bitirebilecektim. Ama benim gibi bir koşucu için bu süre gayet iyi. Gelelim organizasyona ve yaşadıklarımıza.

Öncelikle organizasyondan bahsetmek istiyorum. Bunu de konu başlıklarını tek tek açarak yapıyorum.

  1. Ulaşım: Tabiki bu ilk İstanbul Maratonum olduğu için eskilerle kıyas yapmam imkansız ancak bana ters gelen veya hoşuma giden şeyleri aktarmak istiyorum. Bir de diğer arkadaşlarımdan aldığım bilgileri de burada paylaşmış olacağım. Benim, maratonun başlayacağı nokta olan Boğaziçi Köprüsüne (15 Temmuz Şehitler Köprüsü) ulaşmam oldukça kolay oldu. Maltepeden E5 ‘e çıkıp Altunizade bağlantısından köprü ayağına kadar çok hızlı bir şekilde özel araçla ulaştım. Burada inip köprü üstüne çıktım. Geldiğimde saat 07:10 civarındaydı. Adım Adım’ın diğer dostlarıyla hemen karşılaşmaya başladım. Ancak şunu çok sıkça duydum ki Taksim ve Sultanahmet’ten kalkan otobüslerde, koşucular çok beklemiş, otobüs kapıları uzun süre açılmamış. Ama bunlar çok da önemli şeyler değil diye düşünüyorum. Dikkatimi çeken en önemli şey bu sene Anadolu yakasından herhangi bir servis konulmamış olmasıydı ki neden bu sene dedim çünkü geçmiş yıllarda Kadıköy’den koşucular için servisler kalkarmış. Neden olduğunu bilmem ama bu Anadolu yakasından ulaşıcaklar için bir handikap olmuş. Onun dışında köprüye ulaşımın çok da zor olmadığını sadece yer yer trafik sıkışıklığı yaşandığını gördük.
  1. Eşya Bırakma Alanları: Eşyalarımız için çok kaliteli olmayan, günü kurtarsın diye verilmiş çantalar için otobüslerin organizasyonu fena değildi. Yarışın başlamasında neredeyse bir saat kala otobüsler bitiş noktalarına hareket ettiler. Ancak bazı arkadaşlarıma fuar esnasında yanlış renk çanta verilmesi olmuş, haliyle çantasını bırakmak konusunda biraz zor anlar yaşadı bu arkadaşlarım. Düşünsenize göğüs numaranız mavi, yani 15K koşacaksınız ama çantanız yeşil. İlgili otobüse gidiyorsunuz, çantanızı yeşil diye almıyorlar. E diyorsunuz fuarda siz hata yaptınız… Bane ne diyorlar… Komik tabi. Eşyaları almak için finish noktasına geldiğimizde çantalarımızın çoktan geldiğini ve nispeten düzenli şekilde bir alana yerleştirildiğini gördük. Benim çantamı bulmam 5 dakika kadar sürdü ki bu uzun bir zamandı sanırım çünkü benimle birlikte gelen çoğu koşucu benden önce çantasını kaptı ve red bull sırasına geçti 🙂
  1. Parkur: İstanbul Maratonu için en çok söz sarfedilecek şey sanırım parkur. Büyüleyici boğaz manzarasının sonrası Beşiktaş, Dolmabahçe, Galata ve Yeni Kapı… Muhteşem bir parkur… Koşunun başlamasıyla kendinizi Boğaziçi Köprüsünün üstünde buluyorsunuz. Bu muhteşem bir his. Boğazı adımlayarak geçmek çok farklı bir deneyim. Herkese tavsiye ediyorum ama koşarken sadece boğazı görmek isteyen ve aniden duran katılımcılara dikkat etmekte fayda var. Özellikle iyi koşucuların sol kulvarı kullandığını düşünürsek, 15K koşanların genelde orta bölümleri tercih etmesinde büyük fayda var. Dostum ve Adım Adım’da birlikte koştuğumuz Sevgili Hakan Kırıcı’nın tavsiyeleriyle koşuma orta kulvarda başladım ve çok faydasını gördüm. Çok çarpışan oluyor, aman dikkat. Beşiktaş Barbaros Yokuşu’na gelmeden önce orta dereceli bir tırmanışla başlıyoruz. 1 km kadar süren bölüm aslında sonrası için çok belirleyici. Burada yokuşun zorluğuna kendini kaptıran arkadaşlar hemen arkasından gelen inişte kendini biraz kaptırabiliyor. Tıpkı benim gibi… 🙂 Barbaros yokuşunda temponuzu ayarlayamazsanız, takip eden 5 ve 6. kilometrelerde dengeniz ve temponuz bozulabiliyor. Ben bunu yaşadım maalesef. Bu nedenle 1.30’un altında rahatlıkla bitirebileceğim yarışı 1.31 koştum. Dolmabahçeyi geçtikten sonra düz bir parkurdan Galata’ya kadar devam ediyorsunuz. Sirkeci’den sonra tatlı bir yokuş sizi ilk Atatürk heykelin kadar eşlik ediyor. Sarayburnu ile Yenikapı arası tam temponuzu ortaya koyacağınız bölüm oluyor. En azından benim için öyle oldu. Yenikapı’da bitiş noktasıyla bir meydan okuma daha sona eriyor.
  1. Doktor ve Gönüllü Hizmeti: Açıkçası doktor ihtiyacım olmadı ancak bitiş noktasındki medikal çadırı gayet iyi çalışıyordu. Bir karmaşa yoktu. Daha sonra 42K’nın medikal çadırını da gördüm ki o da gayet iyi çalışıyordu. Hatta masaj bölümüde gayet iyi çalışıyordu. Ancak çok az masör ve çadırların çok küçük olduğunu söylemeliyim. 42 kilometre koşmuş birsürü insan çadırın önünde sıraya girmiş bir de kendilerine sıra gelmesini bekledi dakikalarca. Gönüllüler ise çoğu noktada hep olumluydu. Büyük bir problem görmedim. Su ve sünger noktalarında çok çalışkanlardı.
  1. Yiyecek ve İçecek: Açıkçası bitiş noktasında bizleri bir muz bir meyve suyu ile avutmaya çalıştılar desem yalan olmaz. Böylesi büyük bir organizasyon için inanılmaz kötü bir destek birimi vardı. Bitişte gıda desteği ve sıvı desteği faciaydı. Redbull standı izdiham oldu, kurulmasa daha iyiymiş. Rezil bir şerbet tarzı içecek dağıtıldı ki kimse doğru dürüst içmedi, içmeye yeltenenler de aldıktan sonra bıraktı. Çöp konusunda hiç birşey düşünülmemiş, heryer muz kabuğu ve meyve suyu kutusu doldu. Sadece su yeterli oldu. Daha önce katıldığım Dalyan koşusunda bile gıda sıvı desteği İstanbul Maratonu’nun çok ama çok üstündeydi.
  1. Tshirt ve Ekipman: Yarıştan önce fuar alanına ailemi alarak gittim. Çok heyecanlıydım, dile kolay İstanbul Maratonu’nda ik kez koşacaktım ve fuarda bu havayı ilk kez tenefüs edecektim. Ancak daha fuar girişinde hayal kırıklığı yaşadım. Onlarca metre uzunluğunda bir makarna kuyruğu bizi karşıladı. Bir tane makarna aracında bir görevli yüzlercekişiye makarna dağıtmaya çalışıyordu. Suratı beş karış olmuştu. Bekleyenler mutsuzdu. Böylesi bir maratonda İstanbul Belediyesi maalesef makarna araçlarını bile organize edememiş, beceriksizliğin son noktasındaydı. Neyse içeri girdik ve ön kapıdan alana geçinceye kadar bir hengame yaşadık. Fuar alanına girdikten beş on dakika sonra aslında fuar alanında maratonla ilgili şeylerin çok az olduğunu farkettik. Resmen İstanbul Belediyesinin Spor AŞ. ‘sinin tanıtım fuarına geldiğimizi zannettik. Basit ve plansız yerleşim, özensiz ses düzeni, ne olduğunu anlamadığımız sunumlar ki koşuyla hiç ama hiç alakası yoktu, kandinden bi haber görevliler… Tüm bunlara rağmen ekipmanımı almak için ilgili alana gittim. Ancak bana m – l veya xl tshirt kalmadığını small boy tshirt verebileceklerini söylediler. Bende filmin koptuğu an bu an oldu. Düşünün ki güya bu maraton dünya klasmanında bir maraton ve siz katılımcılara tek tip bir tshirt verebileceğinizi söylüyorsunuz. Tabi ana sporsorun Nike olmasın da hiç bir anlamı kalmadı o an benim için. Şu ki hangi global şirket olursa olsun Türkiye’deki şubesinde kafalar hep Türk gibi basiretsiz ve bayağı çalışıyor. Koskoca Nike, buna çözüm bulabilmeliydi. Orada çazgırlık yapıp gerekirse çıplak koşacağımı ve üstüme de tshirt bulamadılar bu nedenle çıplak koşuyorum diye yazacağımı söylemem anca medium tshirt bulmama yardımcı oldu. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Bu nedenle ekipman konusunda hiç bir beklentiye girmeden ve en dandik kalitesiz ürünlerin size kakalanacağını bilerek bu koşuya katılmanızda fayda var.
  1. Seyirci: Bu konuda hiç birşey söyleyemeyeceğim. Olan seyircilere şükretmek gerek Türkiye’de. Size trafiği kapadınız diye ucube gibi bakan mı ararsınız, ‘koş koş anca gidersin’ diye bağıran mı ararsınız… Hepsinden var. Daha yüz fırın ekmek yememiz gerekli koşu ve triatlon gibi sporların bir şehir için ne kadar önemli olabildiği kavramını anlayabilmek için… Hemen ekleyelim, Avrupa’da futboldan sonra en fazla lisanslı sporcu triatlon ve koşu branşlarında bulunmakta.
  1. Ambiyans: Genel hava çok olumlu ve keyifliydi. Tabi bu noktada sizin havanızın nasıl olduğu da önemli. Boğazı geçerken çok güzel şeyler hissediyorsunuz. Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim. Koşuların başlangıç noktasında rezil bir belediye marşını döndür döndür bize dinlettiren zihniyet gerçek bir uluslar arası organizasyon yapıyor olsaydı daha global müziklerle insanları motive edebilirdi. Türkiyem şarkısını çalmaları güzeldi. Ama sayısı 30’ları geçen tekrardan sonra bu da çok tuhaf olmaya başladı. Tek bir global müzik çalınmadı. Halbuki bizimde pek tabiki global sanatçılarımızın şarkıları en azından kullanılabilirdi. Bitişlerdeki motivasyonsuzluk daha da fenaydı. Ödül töreni hadi hemen yapalım da dağılalım tarzındaydı. Ödül töreninden sonraortaya çıkan skandala değinmiyorum. Ben olmamış kabul ediyorum. Burada bahsetmeyeceğim bile. Merak edenler araştırır. Ama bayanların alması gerekli göğüs numarasıyla koşmak nedir ya! Olamış kabul edelim.
  1. Fotoğraf: Bu sene resmi fotoğraflama için göğüs numarası takip sistemi vardı. Koşudan sonra göğüs numaranızı web sitesindeki ilgili alana giriyorsunuz ve olan fotoğraflarınız karşınıza çıkıyor. Çok arkadaşım az fotoğraf olmasından yakındı ancak bence bu bile iyi bir uygulama olmuş. Binlerce kişinin onlarca fotoğrafının çekilip siteye yüklenmesini beklemek biraz hayalcilik olur. Bunun dışında birçok serbest fotoğrafçı gönüllü çekim yaptı ve bunları facebook kanalı ile yayınladı. Bence bir koşucu için koşu esnasında 1-2 fotoğrafı olması da yeterli olabiliyor. Maksat anı kalsın.
  1. Madalya: Madalyayı çok beğenmedim. Bence çok daha iyi tasarım ve kalitede olabilir. Düyadaki örneklerine baktığımızda muhteşem madalya tasarımları görüyoruz. Maalesef ülkece olan tasarım eksikliğimiz her alanda karşımıza çıkıyor. Umarım daha yaratıcı madalyalar tasarlanır sonraki maratonlarda. 39. İstanbul Maratonu izlenimlerim genel olarak bu şelikildeydi. Maraton içeriği haricinde Tema’nın Ağaç Kardeşliği projesi için gönüllü koşucu olmamı ayrıca yazacağım. Şimdilik size koşu dolu günler diliyorum.
TAGS
RELATED POSTS

LEAVE A COMMENT